Uluslararası Savcılık Sempozyumu

Bakanlığımız Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ve Strateji Geliştirme Başkanlığının birlikte düzenlediği “Uluslararası Savcılık Sempozyumu” 05-06 Mayıs 2016 tarihlerinde Bursa’da Sayın Bakanımız Bekir Bozdağ’ın yanı sıra Adalet Bakanlığı Müsteşarı Sayın Kenan İpek, Bursa Valisi Sayın Münir Karaloğlu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Mehmet Akarca, HSYK Başkanvekili Sayın Mehmet Yılmaz, HSYK 1. Daire Başkanı Sayın Halil Koç, Adalet Bakanlığı birim amirleri, çeşitli üniversitelerin rektör ve dekanları ile yurtdışından gelen katılımcıların iştirakiyle gerçekleştirilmiştir.

Sempozyum Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Abdulkadir Şahin’in "Hoşgeldiniz konuşması" ile başlamış olup Strateji Geliştirme Başkanı Sayın Alpaslan Azapağası, Ceza İşleri Genel Müdürü Sayın Aytekin Sakarya ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Mehmet Akarca’nın konuşmaları ile devam etmiştir.

Sayın Alpaslan Azapağası konuşmasında; “Ceza adalet sisteminin sağlıklı biçimde yürütülmesinin etkin bir soruşturmaya bağlı bulunduğunu, bu nedenle soruşturmayı yürüten savcılık teşkilatının organizasyon yapısının ve işleyişinin ele alınarak reforma tabi tutulmasının önemli bir zorunluluk olduğunu, gittikçe artan ve karmaşıklaşan suç türleriyle mücadelenin Cumhuriyet Savcılığı teşkilatının güçlü kılınmasıyla mümkün olabileceğini,

Cumhuriyet Savcılarının görevlerini ifa ederken en büyük yardımcılarının kolluk teşkilatı olduğunu, bu anlamda kolluk teşkilatının güçlendirilmesinin savcılığın faaliyetlerinin daha kolay yürütülebilmesi açısından önem taşıdığını, her suç türüne göre soruşturma aşamalarının belirlenmesi, uygulanacak süreçlerin ve takip edilecek işlemlerin önceden bilinebilirliğinin sağlanmasının gerek uygulayıcılar, gerekse adalet hizmetlerinden faydalananlar için hayati önem içerdiğini, bu durumun uygulayıcılar açısından büyük bir kolaylık sağlayarak soruşturma süreçlerinde standart uygulamaların sağlanmasına yardımcı olacağını, adli kolluk uygulamasının daha da işlevsel hale getirilebilmesi için İçişleri Bakanlığı ile işbirliği yapmak suretiyle adli kolluğun soruşturma teknikleri ve ceza usul hukuku yönünden özel olarak eğitime tabi tutulmasının önemli bir adım olacağını,

Suçlara ilişkin rehber ilkelerin ve kontrol listelerinin belirlenmesinin soruşturmaların etkinliğini büyük oranda artıracağını, adli kriminal büroları sayısının artırılması gerektiğini, örgütlü suçlar, terör, terörizmin finansmanı, insan ticareti, sanal ortamda işlenen suçlar, göçmen kaçaklığı ile uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti gibi suçlarla uluslararası işbirliğinin artırılmasının zorunlu olduğunu, bu nedenle savcılık teşkilatının uluslararası alanda adli işbirliği konusunda kapasitesinin artırılmasının önem taşıdığını, sempozyum süresince ortaya çıkacak fikirlerin bakanlığımız çalışmalarına ışık tutacağını” belirtmiştir.

Sayın Aytekin Sakarya konuşmasında; “Avrupa Konseyi nezdinde dünya başsavcılar zirvelerinde, Avrupa başsavcılar toplantılarında savcılığın ceza adalet sistemi içindeki rolü, işlevi, örgütlenmesi yanında idareyle ilişkilerinin değerlendirildiği ve üye devletlere tavsiye ve öneriler getirildiğini, savcıların görevlerini yerine getirmede geniş çapta ortak kabul gören etik dâhil, genel ilkelerin rehber niteliğinde ortaya konulduğunu,

Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 2012-2015 yılları arasında yürüttüğü "Türk Ceza Adalet Sisteminin Etkinliğinin Geliştirilmesi" (CAS) projesi kapsamında da bir ihtiyaç analiz raporu hazırlandığı ve burada Türk Ceza Yargısının mevzuat anlamında kayda değer bir eksikliğinin bulunmadığı, fakat eksik soruşturmalardan ötürü ceza yargılamalarının uzadığı ki bu kapsamda savcıların üzerindeki bir kısım idari görevlerin azaltılması gerektiğinin ifade olunduğu,
Yapılan karşılaştırmalı hukuk çalışmaları ve getirilen tavsiyelerin, sadece Ülkemizin değil, diğer ülke yetkililerinin de ufkunu genişlettiği, çoğunlukla da genel adalet sistemi içinde savcılığın yüklendiği misyon ve işlevi, mevcut yapısı ve organizasyonu, yetki ve imkanlarıyla tam olarak yerine getirip getirmediği, getiremiyorsa aksayan ve yetersiz yönlerinin sorgulanmasını sağladığı,

Savcılık kurumunun kapsamlı olarak değerlendirileceği bu sempozyumda ele alınacak konuların, sunulacak bildirilerin atılacak adımlar konusunda önemli katkıları olacağını ki Türkiye'de savcılık uygulamaları ile adli ve idari görevleri konusundaki tartışmalar yanında adli kolluk değerlendirmelerinin, daha nitelikli bir Savcılık ve daha etkin soruşturmanın da anahtarı niteliği taşıyacağını,

Savcıların ne ölçüde bağımsız ve tarafsız olabileceği konusunun öteden beri tartışma konusu olduğunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu yürürlüğe girdikten sonra dahi, bağımsızlık ve tarafsızlık nitelikleri bakımından savcıları yargıçlarla eşit düzeyde kabul etmenin ne ölçüde işlevsel olduğu sorusu halen sorula geldiğini” ifade etmiş,

Adalet Bakanımız Sayın Bekir Bozdağ konuşmasında özetle; “Hem ülkemizden hem de yurt dışından alanında uzman akademisyen, hukukçu ve meslek mensuplarının katılımıyla gerek ülkemizin, gerekse çeşitli demokratik hukuk devletlerinde bulunan savcılık uygulamalarının sempozyumda enine boyuna ele alınarak bir sonuç ortaya koyulacağını ve ülke olarak çıkan sonuçlardan istifade edileceğini,  sempozyumun ülkemizin adalet politikalarının uygulanmasında ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesine hizmet edeceğini, ortaya çıkacak sonuçların bundan sonra Bakanlık olarak hayata geçireceğimiz yenilikler olacağını,

Savcılık müessesesinin ve uygulamalarının ülke anayasalarının somutlaşmış karakteristik özelliklerini ortaya koyduğunu, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün bulunup bulunmadığının en belirgin göstergesinin Cumhuriyet savcılarının uygulamaları olduğunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve özel ceza kanunları uygulamalarının doğrudan insan hak ve hürriyeti ile insan onurunu ilgilendirdiğini, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile iç hukukumuzun koyduğu kurallara riayet edilip tam anlamıyla uygulanması halinde insan haklarına ilişkin tartışmaların ortadan kalkacağını, bu hususun Türkiye’nin gündeminde bulunmayacağını, uygulamadan kaynaklanan sorunların, yasalardan kaynaklı sorunlardan daha fazla olduğunu, sempozyumda uygulamadan kaynaklanan sorunların mukayeseli hukukta nasıl çözüldüğüne dair fikirlerden yararlanabileceğimizi,

Ceza Muhakemesi yasamızın delilden şüpheliye ulaşan bir felsefe içerdiğini, bu felsefeden hareketle öncelikle delillerin toplanması, en son aşamada şüphelinin ifadesinin alınmasının soruşturmanın etkinliği açısından daha uygun olduğunu, böylelikle şüphelinin delilleri yok etmesinin ve karartmasının önüne geçileceğini, ifade alınmadan önce deliller şüphelinin suç işlemediğini gösteriyor ise dosyanın kapatılması gerektiğini, bu durumda şüphelinin lekelenme hakkının ihlal edilmeyeceğini, kendisine suç isnat edilen kişinin onurunu korumanın önemli olduğunu,

Uygulamada dosyanın esasa kaydı ile birlikte kişilere şüpheli sıfatı verildiğini, toplanacak delillerle birlikte savcının değerlendirmesi sonucu şüpheli sıfatı verilmesinin lekelenmeme açısından önemli olduğunu, bu sakıncalı duruma son veren bir adımın ceza muhakemesi yasasına mutlaka konulması gerektiğini, soruşturma yapılırken masumiyet karinesine zarar vermemeye dikkat edilmesi gerektiğini, açılmaması gereken bir davayı açmanın masumiyet ilkesini çiğnediğini,

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda soruşturmalarla ilgili cumhuriyet savcılarına önemli yetkiler verilmiş olmasına rağmen uygulamada adli kolluğun daha etkin bulunduğunu, bu durumun soruşturmada bir takım aksaklıklara neden olduğunu, oysa ki soruşturmanın cumhuriyet savcıları eliyle daha etkin yapılması halinde hukuka aykırılıkların da ortadan kalkacağını, kolluğun Cumhuriyet savcısının talimatları dışında işlem yapmamasının hukuk devletinin varlığı ve üstünlüğü açısından önem arz ettiğini, mukayeseli hukuktaki örnekleri iyi incelenmek suretiyle adli kolluk müessesesinin ihdas edilmesi gerektiğini,

Türkiye Başsavcılığı kurumunun Türk Hukuk sistemine kazandırılması gerektiğini, bu konu hakkında Bakanlığımızca çalışma yapılacağını,

İstinaf mahkemelerinin hayata geçirilmesi adına kararlı adımlar atıldığını, bu mahkemelerin Türk hukuk sisteminde başarılı olacağına inandığını, vatandaşlarımızın yargıya olan güvenini artıracağını, yargıya olan memnuniyeti yükselteceğini, ilk etapta yedi yerde faaliyete geçecek bölge adliye mahkemelerinin sayısının on beşe yükseltileceğini, ihtiyaç olması halinde zamanla bu sayının artırılabileceğini, istinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesi halinde Yargıtay ve Danıştay’da önemli ölçüde iş yükünün azalacağını, yüksek mahkemelerin gerçek anlamda içtihat mahkemelerine döneceğini, ceza davalarının %91’i, hukuk davalarının %89’u, idari davaların ise %80 civarının istinaf mahkemelerinde kesinleşeceğini,

Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinin Anaya Mahkemesi üyeliğine benzer bir şekilde     12 yıl ile sınırlandırılarak yüksek yargıda uyum sağlanacağını, İstinaf mahkemeleri faaliyete geçinceye kadar Yargıtay ve Danıştay’ın uhdesinde bulunan mevcut dosyaları karara bağlamaları için 2 yıllık bir geçiş süresi öngörüldüğünü,

Uzlaşma kapsamına giren suçların kapsamının genişletileceğini, ayrıca uzlaşmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesine engel olan sorunların kaldırılacağını” belirtmişlerdir.

İki gün süren sempozyumda;

  • Savcıların bağımsızlığı, tarafsızlığı, yasal güvenceleri ve mesleki koşulları,
  • Savcıların hukuksal statüsü, atanma yöntemleri ve özlük hakları,
  • Savcılığın hiyerarşik ilişkisi ve adliye kolluk kurumu,
  • Savcıların idari rolleri ve ceza hukuku dışındaki yetki ve görevleri,

Konularında toplam 4 oturum gerçekleştirilmiştir.

CAS Projesi Tanıtım Videosu
Projeler
SİTEMİZİ
 
T.C. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır.